Ana içeriğe atla

Dünya zalımlar dünyası

 Günümüz dünyasına şöyle bir bakıyorum da her yerde bir sorun her yerde bir felaket. Savaşlar ,açlıklar, kuraklıklar...Devletler arası çekişmeler ve bu çekişmelerde ezilen halklar...Doğa tahrip ediliyor,dünya artık bir beton yığınından farksız oldu. Yoksullar daha da yoksullaşıyor zenginler daha da zenginleşiyor.Orta sınıf kayboluyor.Durumun ya iyi ya kötü olmak zorunda resmen.Hayatımızı sosyal medya şekillendiriyor.Gençler arasında yayılan saçma sapan akımlar, trendler... Sorgulamayan, eleştirmeyen, düşünmeyen nesiller... Ben bu sorunların yalnızca bizim ülkemizde olduğunu sanıyordum fakat bu dünyanın çoğu yerinde böyle. Dehşet bir tüketim çılgınlığı, zorbalıklar, savaşa susamış insanlar bir o kadar savaştan bıkmış ,barışı huzuru umut eden insanlar... Fakat bu meselelere Türkiye açısından bakacağım. Korkunç bir eğitim sistemi, okumayan ve okuyanlara hor bakan bir toplum,sosyal baskılar, gençler üzerindeki aile ve çevre baskıları,körelmiş hayaller, tükenmiş umutlar... 

Peki bu durumun suçlusu kim? Bizi bu durumun ortasında bırakıp giden kim?

Bunda her ne kadar  "başkalarının" suçu olsa da asıl suçlular bizleriz.Sesimiz çıkmıyor, eleştirmiyoruz, düşünmüyoruz ,birleşmiyoruz!En başından  haksızlıklara karşı birleşilseydi ,tek yumruk olunsaydı bu kadar büyümezdi baskılar ,işkenceler.

Ne yapacağız?

Okuyacağız ,öğreneceğiz ,araştıracağız ,sorgulayacağız!

Bildiklerimizi ,öğrendiklerimizi ,bilmeyenlere anlatacağız.Hem de büyük ,küçük ,yaşlı ,genç, şu görüşte, bu ideolojide  demeden anlatacağız!Okullarda biten eğitimi halkın içinde devam ettireceğiz.Yozlaşmayacağız, kültürümüze sahip çıkacağız, emperyalist propagandalara kanmayacağız!

En önemlisi birlik olup pes etmeyeceğiz!

Okuduğunuz için teşekkür ederim görüşlerinizi belirtirseniz sevinirim.Hoşçakalın.

Yorumlar

  1. Yazdıklarını okurken içim bir garip oldu. Çünkü çoğu zaman ben de tam olarak böyle hissediyorum ama bu kadar net ifade edemiyordum. Bu sadece şikâyet eden bir yazı değil; aksine içinde çok sağlam bir farkındalık, bir çağrı var. Sorunları çok yerinde özetlemişsin ama en önemlisi, çözümün nerede olduğunu da göstermişsin.

    Şu anda öyle bir dönemden geçiyoruz ki, insanlar ya olup bitene gözlerini kapatmış ya da artık konuşmaya bile mecali kalmamış. Her gün savaş, açlık, baskı, yozlaşma… Sanki bunlar hayatın normaliymiş gibi kabulleniliyor. Ama sen diyorsun ki: “Hayır, bu normal değil!” İşte bu cümle çok şey anlatıyor.

    En beğendiğim kısım şu oldu: Suçu sadece dışarıda aramıyorsun. Hepimiz bir şekilde bu düzenin devam etmesine katkı sağlıyoruz sessiz kalarak, görmezden gelerek… O yüzden “birlik olmalıyız, düşünmeliyiz, anlatmalıyız” derken çok haklısın. Gerçekten de değişim ancak böyle olur.

    Yazdıkların bir çağrı gibi aslında. “Artık uyanalım” diyorsun. Ve bu çok kıymetli bir şey. Belki bir kişiyi bile etkiler ama o bir kişi başka bir kişiyi etkiler, böyle böyle çoğalır.

    Gerçekten çok etkilendim. Duygusu da var, farkındalığı da… Umarım daha fazla kişi böyle düşünmeye başlar. Eline yüreğine sağlık, iyi ki yazmışsın

    YanıtlaSil
  2. Peki bu kadar sorunun ortasında, biz neden hâlâ birlikte hareket edemiyoruz?
    Acaba sorunları hep başkalarına yüklendiğimiz için mi, yoksa artık sorumluluk almaktan mı korkuyoruz? Sen ne düşünüyorsun?

    Her gün yaşadığımız şeylerin “normal” olmadığını ne zaman gerçekten fark edeceğiz?
    Savaşlar, açlık, baskılar, sessizlik… Bunlara alışmak bizi insanlığımızdan uzaklaştırmıyor mu?

    Ve en çok da şunu merak ediyorum:
    Bir şeyleri değiştirmek için illa her şeyi bilmemiz mi gerekiyor?
    Belki de sadece okumakla, anlatmakla, birlikte durmakla bile çok şey değişebilir.
    Sence ilk adım ne olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam . Bu kadar sorunun ortasında neden birlikte değiliz biliyor musunuz çünkü her birimiz bencilleştik başkasından önce hep kendi çıkarımızı düşünüyoruz bu bir başkasını kötü mü etkiler gelecekte toplumu nasıl etkiler diye düşünmüyoruz buna da toplumsal yozlaşma diyorum.Gerçi günümüz şartlarına baktığımızda susmayanların da gayet caydırıldığı aşikar. Bu sebeplerden olduğunu düşünüyorum. Bir şeyleri değiştirmek için her şeyi bilmemiz gerekmiyor hiç kimse her şeyi bilemez. Öğrenebildiğimiz kadar öğrenmek ve teoride bırakmamak pratiğe dökmek gerekiyor. Öğrendiğini paylaşman gerekiyor. Paylaşa paylaşa herkesin bilgisi çoğalır:)İlk adım da bencilliğimizi yenmek irademizi kullanmak ve empati yeteneğini geliştirmek olabilir.Toplumdaki her bir kişi yalnızca kendini geliştirse yine dehşet bir ilerleme olur.Hoşçakal!

      Sil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

bakış

Bir sabah uyanıp aynaya baktım ve gördüğüm simanın bana ait olmadığını hissettim. Kimdi bu? Kendine yabancılaşmak böyle bir şey miydi? Sartre, l’existence précède l’essence der; yani varoluş özden önce gelir. Bu, insanın doğduğundan beri süregelen bir özünün olmadığı anlamına gelir. Yani biz, kendi seçimlerimizle kim olduğumuzu buluruz, kendimizi yaratırız. Ama işte tam olarak bu noktada yabancılaşma başlar. Bu özgürlüğün ağırlığı insanı korkutur ve kişi kendini yaratma sorumluluğunu reddeder. Başkalarının tanımladığı rollerde hayat bulur kişiliği ve kendine uygun olmayan kalıplara sığmaya çalışır. Böyle bir durumda kişi, olmak istediği kişiye değil, toplumun gözündeki kendine dönüşür. Özgürlükten kaçar. Sartre buna mauvaise foi , yani kendini kandırmak der. “Ben buyum, elimden bir şey gelmez, böyle yaratılmışım.” tarzında cümleler kuran kişi, kendi özgürlüğünü ve iradesini inkâr eder. Artık kendi varoluşunu belirleme yetkisini başkalarına vermiştir. İnsan, kendisi olmaktan korktuğu i...

Ölüm yaşamı anlamsız kılar mı?

Ölüm bütün canlıların mahkum olduğu sondur. İnsan bu canlılar içerisinde hayatta bir anlam arayan bir Tanrı arayışına giren merak eden tek varlıktır. Peki hayatta bir anlam olmak zorunda mıdır? Hayatı anlamlı kılan nedir?Herkes kendi hayatının anlamını oluşturabilir mi? Bir hiç uğrana anlamsız bir hayat yaşayıp ölürsen ne olur? Bu sorular daha uzar.Net bir cevabı da yok zaten. İnsan sürekli hayatına anlam katma amacıyla kendini bir şeyler üretmeye ,bir şeylerle meşgul etmeye mahkum ediyor. Aman boş durmayayım. Şu beceriyi de edineyim. Bunu da öğreneyim. Çoğu güzel ve anlamlı hayat olarak bunu görüyor belki de. Peki anlamlı bir hayat kendini geliştirmek ve gerçekleri aramak sorgulamaktan mı ibaret yalnızca?Hiç sanmıyorum. Bana kalırsa bu saydığım her şey tüm insanların aklının bir köşesinde olmalı fakat bence hayata asıl anlam katan şey duygulardır ,anlardır.Herhangi güzel bir anda insan yıllarca takılır kalır bazen. Bu anlar ölünce de unutulmaz belki de kim bilir. Anlamlı bir hayat güz...