Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Dîvânu Lugâtit-Türk İşığında: Türk Dili ve Kültürü

Her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir, diyor Dīvānu Lugāti’t-Türk. Yalnızca bir şairin kaleminden çıkmış bir eserin de ötesinde, şanlı tarihimizin, kutlu milletimizin hikâyesini anlatan bir destandır. Asya’nın bozkırlarından Anadolu topraklarına kadar uzanan koca bir coğrafyanın hikâyesi… Türk milletinin kimliğini anlama ve aktarma çabasıdır Dīvānu Lugāti’t-Türk. İşte bu eserin sadece sıradan bir eser olarak değil, Türk milletini ve kültürünü yansıtan bir ayna olarak değerlendirilmesi gerektiğinden bahsedeceğim. Ulusal dilimizdeki her yabancı ve yabancı kökenli sözcük, bağımsızlığımıza ve millet olma bilincimize saplanmış bir bıçaktır. Dilin en iyi iletişim aracı olduğunu biliyoruz. Kültür ise millî değer olan her şeydir. Dil de bir bakıma kültürü korur ve aktarır diyebilirim. Buradan da kültürün ve millî benliğin korunması için dilin korunması gerektiği sonucuna ulaşabiliriz. Dilin önemi de burada başlıyor zaten. Güzel dilimiz Türkçenin değerinin ve zenginliğin...

Dünya zalımlar dünyası

 Günümüz dünyasına şöyle bir bakıyorum da her yerde bir sorun her yerde bir felaket. Savaşlar ,açlıklar, kuraklıklar...Devletler arası çekişmeler ve bu çekişmelerde ezilen halklar...Doğa tahrip ediliyor,dünya artık bir beton yığınından farksız oldu. Yoksullar daha da yoksullaşıyor zenginler daha da zenginleşiyor.Orta sınıf kayboluyor.Durumun ya iyi ya kötü olmak zorunda resmen.Hayatımızı sosyal medya şekillendiriyor.Gençler arasında yayılan saçma sapan akımlar, trendler... Sorgulamayan, eleştirmeyen, düşünmeyen nesiller... Ben bu sorunların yalnızca bizim ülkemizde olduğunu sanıyordum fakat bu dünyanın çoğu yerinde böyle. Dehşet bir tüketim çılgınlığı, zorbalıklar, savaşa susamış insanlar bir o kadar savaştan bıkmış ,barışı huzuru umut eden insanlar... Fakat bu meselelere Türkiye açısından bakacağım. Korkunç bir eğitim sistemi, okumayan ve okuyanlara hor bakan bir toplum,sosyal baskılar, gençler üzerindeki aile ve çevre baskıları,körelmiş hayaller, tükenmiş umutlar...  Peki bu...

Ölüm yaşamı anlamsız kılar mı?

Ölüm bütün canlıların mahkum olduğu sondur. İnsan bu canlılar içerisinde hayatta bir anlam arayan bir Tanrı arayışına giren merak eden tek varlıktır. Peki hayatta bir anlam olmak zorunda mıdır? Hayatı anlamlı kılan nedir?Herkes kendi hayatının anlamını oluşturabilir mi? Bir hiç uğrana anlamsız bir hayat yaşayıp ölürsen ne olur? Bu sorular daha uzar.Net bir cevabı da yok zaten. İnsan sürekli hayatına anlam katma amacıyla kendini bir şeyler üretmeye ,bir şeylerle meşgul etmeye mahkum ediyor. Aman boş durmayayım. Şu beceriyi de edineyim. Bunu da öğreneyim. Çoğu güzel ve anlamlı hayat olarak bunu görüyor belki de. Peki anlamlı bir hayat kendini geliştirmek ve gerçekleri aramak sorgulamaktan mı ibaret yalnızca?Hiç sanmıyorum. Bana kalırsa bu saydığım her şey tüm insanların aklının bir köşesinde olmalı fakat bence hayata asıl anlam katan şey duygulardır ,anlardır.Herhangi güzel bir anda insan yıllarca takılır kalır bazen. Bu anlar ölünce de unutulmaz belki de kim bilir. Anlamlı bir hayat güz...