Her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir, diyor Dīvānu Lugāti’t-Türk. Yalnızca bir şairin kaleminden çıkmış bir eserin de ötesinde, şanlı tarihimizin, kutlu milletimizin hikâyesini anlatan bir destandır. Asya’nın bozkırlarından Anadolu topraklarına kadar uzanan koca bir coğrafyanın hikâyesi… Türk milletinin kimliğini anlama ve aktarma çabasıdır Dīvānu Lugāti’t-Türk. İşte bu eserin sadece sıradan bir eser olarak değil, Türk milletini ve kültürünü yansıtan bir ayna olarak değerlendirilmesi gerektiğinden bahsedeceğim.
Ulusal dilimizdeki her yabancı ve yabancı kökenli sözcük, bağımsızlığımıza ve millet olma bilincimize saplanmış bir bıçaktır. Dilin en iyi iletişim aracı olduğunu biliyoruz. Kültür ise millî değer olan her şeydir. Dil de bir bakıma kültürü korur ve aktarır diyebilirim. Buradan da kültürün ve millî benliğin korunması için dilin korunması gerektiği sonucuna ulaşabiliriz. Dilin önemi de burada başlıyor zaten. Güzel dilimiz Türkçenin değerinin ve zenginliğinin daha iyi anlaşıldığı bu günlerde, bu konuya değinmek nokta atışı olacaktır.
Kitabın ilk kısımlarında Kaşgarlı Mahmud şöyle der:
"Kitapta Türklerin görgülerini, bilgilerini göstermek için söyledikleri şiir tanıklarını serpiştirdim. Kaygılı veya sevinçli günlerinde yüksek düşüncelerle söylenmiş olan savları da aldım. Onları ilk söyleyenler sonrakilere, bunlar da daha sonrakilere bildirmişlerdir. Bunlarla birlikte kitapta birçok önemli kelime topladım. Böylelikle kitap, arılıkta son kerteyi, güzellikte son yüksekliği buldu."
Kaşgarlı Mahmud burada kitabın içeriğinden gayet net bir şekilde bahsetmiştir. Bu eserin biz Türkler için ne kadar önemli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.
İsminden de anlaşılacağı üzere bu bir sözlüktür. Ayrıca Türk dilinin bilinen ilk sözlüğüdür. İslâmiyet’in kabulünden sonra Kaşgarlı Mahmud tarafından, sık sık etkileşimde bulunduğumuz Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bu eserin bir sözlük olduğundan bahsettiğimizde bazılarında “O hâlde içinde geçen tüm kelimeler Türkçe” algısı oluşabilir. Bu yanlış bir yaklaşımdır. Dīvānu Lugāti’t-Türk, yalnızca Türkçe kelimelerin geçtiği öz Türkçe bir sözlük değil; 11. yüzyılın son yarısının Türk dünyasında kullanılan Türkçe ve Türkçeye başka dillerden giren kelimelerin ansiklopedik sözlüğüdür.
İçinde yaklaşık 9000 kelime, Arapça karşılığıyla açıklanır. Bu söz varlığı incelendiğinde; Türklerin aile yapısını, eski ve yeni inançlarını, toplumsal yaşayışını, devlet yapısını, iktisadî etkinliklerini, silahlarını, kısacası Türklerle ilgili her şeyi ortaya koyan eşsiz bir kaynak karşımıza çıkar.
Bizim için önemi burada başlıyor. Kaşgarlı Mahmud bu eseri yazarken, Sözlü Edebiyat Dönemi’nden kalma; dilden dile dolaşan koşuklara, sagulara, savlara (atasözlerine) eserinde yer vermiştir. İşte bu yönüyle kültürümüz ve tarihimiz hakkında çıkarımlarda bulunmamızı sağlar. Benim fikrimce Dīvānu Lugāti’t-Türk, tarihimizin en önemli kaynağıdır. Çünkü biraz önce bahsettiğim gibi sadece yazıldığı döneme değil, öncesindeki sözlü döneme de ışık tutar. Sözlü edebiyat, İslâmiyet öncesi Türk kültürü ve tarihi hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar.
Kaşgarlı Mahmud, kitapta bulunabilecek ve bulunamayacak sözcük türlerini tablo halinde vermiştir. Eserine almadığı bu sözcük türleri, bırakılan, kullanımdan düşenlerdir. Mesela arık (ırmak) kullanılan bir kelimeyken akuz bırakılan bir kelimeydi. Kaşgarlı Mahmud özel adları da söz varlığına alarak ayrıntılı bilgiler vermiştir. Bunlar içerisinde dağ, ırmak gibi coğrafya adları ile kişi ve topluluk adları da yer alır.
Şöyle bir cümle de dikkatimi çekti:
"En açık ve doğru dil – ancak bir dil bilip Farslarla karışmayan ve yabancı ülkelere gidip gelmeyen kimselerin dilidir."
Bu cümle Türk Dilleri Üzerine Söz bölümünde geçiyor. Eserin yazıldığı dönem olan 11. yüzyılın ilerisindeki Türk dilini düşünürsek, Farsçanın etkisini fark etmemek imkânsızdır. Bu da bana şunu düşündürdü: Acaba dilimizin bu hâle geleceği, diğer dillerden bu kadar fazla etkileneceği o zamanlarda tahmin ediliyor muydu?
Özellikle Türk topluluklarının adlarını açıkladığı maddelerde Kaşgarlı Mahmud’un verdiği ayrıntılı bilgiler dikkatimi çekmiştir. O, bu adlarla ilgili olarak kısa tanımlar yapmakla yetinmemiş; bunun yerine daha ayrıntılı bilgi vermeye, anlattıklarını atasözleriyle, manzum parçalarla örneklemeye, kanıtlamaya önem vermiştir. Bu eseri okuyanlar yalnızca dil bilgisi değil, Türklerin kadim tarihini de bir bakıma öğrenmiş olacaktır. Ayrıca Türk coğrafyasına da hâkim olacaktır. Çünkü Kaşgarlı Mahmud bunu da düşünerek eserin ilk sayfasına bir harita eklemiştir: Türk toplulukları haritası.
Araştırmalara göre bu harita bir Türk’ün çizdiği ilk dünya haritasıdır. Şu an açıp incelediğinizde fazlasıyla ilkel duran bu haritanın, 11. yüzyıl gibi zor şartları olan bir dönemde çizildiğini göz önünde bulundurursak, bir şaheser ortaya çıktığını anlarız. Ayrıca bu haritada Japonya da gösterilmiştir hem de ilk kez! Şuna da değinmek gerek: Bu harita yuvarlak çizilmiştir. Kaşgarlı haritayla ilgili “Yeryüzünün şekli gibi dairede çizdim” der. O zamanki gelişmişliği görüyor musunuz? Şu an özendiğimiz, medeniyet dediğimiz Avrupa dünyayı tepsi şeklinde yahut öküze benzetirken, bizim âlimlerimiz o zamanda bile dünyanın şeklini yaklaşık olarak doğru bir şekilde söylemişlerdir. Biz ise hâlen medeniyeti başka milletlerde arıyoruz. Oysa Türk milletinin tarihini ve kültürünü doğru bir şekilde incelediğimizde gerçeği görebiliyor ve değerlerimizi bir kez daha fark ediyoruz.
Haritaya dönersek: Haritanın merkezinin Türk kağanlarının bulunduğu Balasagun kenti olması, haritanın bir Türk tarafından çizildiğinin de kanıtıdır bir bakıma. “Rum ülkesinden Maçin’e dek Türk ellerinin hepsinin boyu beş bin, tamamı sekiz bin fersah eder” diyor Kaşgarlı. Türk dünyasını resmeden bu harita ile birlikte Kaşgarlı, Türklerin kökünün Nuh Peygamber’in oğlu Yafes’e ve onun oğlu Türk’e dayandığını yazmaktadır. Yazar, Türklerin diğer milletlerden üstün olduğunu ve dünyaya nizam getirmek için gönderildiklerini söyler. Bu anlayış her ne kadar İslâm’a uymayan bir fikir olsa da Kaşgarlı bunu doğrulamak adına, Şeyh Ebu Bekr el-Mugîd el-Cerceranî isimli birinin peygamberin bununla ilgili bir hadisi olduğunu rivayet ettiğini aktarır.
Yüce peygambere dayandırdığı hadise göre Allah şöyle der:
“Benim bir ordum vardır, ona Türk adını verdim ve onları doğuya yerleştirdim. Bir ulusa kızdığım zaman Türkleri o ulus üzerine musallat ederim.”
Türk boyları ise ona göre çok fazladır, sayısını yalnızca Tanrı bilir. O sadece en büyüklerini anlatmıştır. Tek tek gezmiştir boyları. Bir Türk olarak keşke Kaşgarlı Mahmud’un zamanında yaşasaydım ve kutlu toprakları gezerek ben de geleceğe bir miras bıraksaydım diye düşünmemek elde değil.
Kaşgarlı şöyle der:
“Rum (Bizans) ülkesine en yakın olandan başlayarak hem gayrimüslimleri hem de Müslümanları belirli bir düzen içerisinde doğuya doğru sıraladım. Rum ülkesine en yakın boy Beçenek (Peçenek)tir. Sonra Kıfçak (Kıpçak), Oğuz, Yemek, Başgır, Basmıl, Kay, Yabagu, Tatar, Kırgız gelir. Kırgızlar Çin ülkesine yakındırlar. Daha sonra Çigil, Tohsı, Yagma, Oğrak, Çaruk, Çomul, Uygur, Tangut ve Çin’de olan Hitay gelir. Bundan sonra Tavgaç gelir, bunların ülkesi de Maçin’dir.”
Dîvânu Lugâtit-Türkdeki Türk dünyası haritası:
Kaşgarlı Mahmud, günümüzde farklı bir milletmiş gibi çeşitli isimlerle andığımız soydaşlarımızı aslında nasıl adlandırmamız gerektiğini bin yıl öncesinden anlatmış. Ama bizler hâlen bunu niye anlamıyoruz veya anlamazdan geliyoruz, düşünmek gerek.
Dīvānu Lugāti’t-Türk bence sadece bahsettiğimiz konularda bilgi vermekle kalmıyor, dolaylı yollardan öğütler de veriyor. Mesela içinde geçen bazı savlardan örnek vereyim:
-
“Öküz ayakı bolgınça buzagu başı bolsa yeğ” (Buzağı başını öküz ayağıma yeğlerim.) → Günümüzde kullandığımız “Akıllı düşmanı akılsız dosta tercih ederim” sözünü anımsatıyor.
-
“Alp yağıda, alçak çoğuda” (Yiğit düşman karşısında, alçak savaşta belli olur.)
-
“Bir misafir gördüğünde onu uğur ve devlet sayanlar gitti; çölde bir karaltı gördüğünde konuk sanarak -gelmesinler diye- çadırlarını yıkanlar kaldı.” → Buradan “iyilerin göçtüğü, kötülerin kaldığı” anlamı çıkarılabilir.
Yine misafirle ilgili bir alıntı yapayım:
“Sana yoksul bir konuk gelirse onun önüne hazır bulunan aşı getir, geciktirme.”
Bunları incelerken bir taraftan eski Türk toplumlarının ne kadar misafirperver olduğunu fark edebiliriz.
"Yiğit kişiye kötülük etme, onu zayıf düşürme; yüğrük atın sırtını yağırlatma" diyerek beylere ve yöneticilere de öğüt veriyor. Bu konuda söyleyeceğim, düşünen kişi için ibretlik dersler vardır bu eserde. Herkes faydalanmalı.
Öğütlerden başka eski aşklara dair izler de var eserde. “Sevgi beni coşturdu, sıkıntı başıma toplandı; ona gönlüm aktı, yüzüm sararıyor” muhtemelen bir koşuktur ve sevgiliye duyduğu derin aşkı, o aşktan bitap düşmesini anlatır. Kaşgarlı bu koşuğu “aşk ve sevginin coşması” anlamına gelen üdhık kelimesini açıklarken kullanmıştır.
Övünç kaynağımız olan Dīvānu Lugāti’t-Türk’ün beni etkileyen yönlerini bir Türk genci olarak bahsettim zaten ama bunun üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Eserin içindeki edebî türler Türk dünyasını ortak paydada toplayan metinlerdir. Bundan dolayı eserin birleştirici özelliği vardır. Aktarılan Türkçe kelimeler günümüze uyarlanarak tüm Türk dünyasında ortak kullanılabilir. Bu, etkileşim açısından büyük bir adım olur. Yine kültürü, özellikle unuttuğumuz, bıraktığımız geleneklerimizi de hatırlatıyor eser. Bu açıdan değerlendirip ölen geleneklerimizi tekrar gündeme getirerek “öze dönme” gerçekleştirilebilir.
Yani diyeceğim o ki, özümüze dönmeyi istiyorsak (ki bu gündemde), Dīvānu Lugāti’t-Türk her konuda en büyük rehberimiz olacaktır. İnanıyorum ki bir gün Türk milleti, Dīvānu Lugāti’t-Türk’ün ışığında öz diline, öz kültürüne kavuşacaktır.
"Şaşkın kişi ayılsın, yurda düzen yayılsın; kurtla toklu güdülsün, kaygı yine savulsun!"
Türk dilinin zenginliğinin kanıtıdır bu sözlük. Bu eserin ışığında geçmişten günümüze yapılan her çalışma çok kıymetlidir. Bizler de Türk gençleri olarak, bu sözlüğün ışığında ecdadımızın geçmişte yönümüzü bulmamız için açtığı yolda en emin adımlarla yürüyeceğiz.
Kaşgarlı Mahmud’un eserini bitirdiği sözlerle geçmişe doğru olan derin yolculuğumuza son verelim mi?

Yorumlar
Yorum Gönder