Ana içeriğe atla

Devlet Neden Cezalandırır?: Cezanın Teorileri







Devlet Neden Cezalandırır?: Cezanın Teorileri

“ Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.”

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, ceza hukukunun amacını 1. maddesinde ortaya koymuştur. Kanun metnine bakıldığında, ceza hukukunun yalnızca suç işleyen kişiye yaptırım uygulamayı değil; kişilerin hak ve özgürlüklerini, kamu düzenini ve toplumun barışını da korumayı amaçladığı görülmektedir. Ancak bu hükmün arkasında, hukuk tarihinin en eski ve en temel tartışmalarından biri yatmaktadır:

Devlet neden cezalandırır?

Bir suç işlendiğinde suçluya ceza verilmesi çoğu vakit suçun kaçınılmaz bir sonucudur. Fakat bizim açımızdan şuan önemli olan cezanın verilip verilmemesi değil,keza bu da önemlidir,cezanın hangi amaçla verildiğidir. Devlet, cezayı yalnızca suçun karşılığını vermek için mi uygular? Suç işleyen kişiyi yeniden topluma kazandırmayı mı hedefler? Yoksa cezalandırma yoluyla diğer bireyleri suç işlemekten caydırmayı mı amaçlar?

Farklı dönemlerde farklı hukukçular,filozoflar bu soruları farklı biçimlerde yanıtlamaya çalışmıştır. Bu farklı düşünceler de cezanın teorilerini oluşturmuştur. Cezanın teorileri,devletlerin cezalandırma yetkilerinin hangi felsefi ve hukuki temellere dayandığını açıklamaya çalışan düşünsel yaklaşımlardır. Farklı bir ifadeyle bu teoriler yalnızca cezanın ne olduğu sorusu ile ilgilenmek yerine hangi amaçlara ve kimlere hizmet ettiği gibi sorulara cevap bulmaya çalışıyor.Toplumların tarih boyunca değişen politik anlayışları,hukuka bakış açıları ve adalet kavramının tanımları şüphesiz farklı ceza teorilerinin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu teoriler genel olarak 3 ayrı başlıkta incelenir:
  • Mutlak Teoriler
  • Nisbi Teoriler
  • Karma Teoriler
1.Mutlak Teoriler:

"Bir sivil toplum, tüm üyelerinin rızasıyla dağılacak olsa bile, hapishanede kalan son katil öncelikle infaz edilmelidir." (Immanuel Kant )

İlk okunduğunda gayet katı olan bu ifade,mutlak ceza teorisinin temelini oluşturur. Kant’a göre ceza topluma fayda sağlamak amacıyla değil, işlenen suça gereken karşılığı vermek içindir.Dolayısıyla suçlu, başkalarını caydırmak veya herhangi bir toplumsal fayda sağlanması için değil yalnızca suçunun bedelini ödemesi için cezalandırılır.

Kant’ın bu yaklaşımı devletin cezalandırma yetkisi ,adaletin tecelli etmesi gerekliliğine dayanır.

Mutlak teoriler,adalet duygusunu temele almaları bakımından çok güçlü bir temele sahiptirler.Zira az evvel de söylediğim gibi bu yaklaşıma göre suç işleyen kişinin cezalandırılması ,toplum faydasından bağımsız olarak başlı başına adaletin bir gereğidir. Ancak bu teori suçlunun topluma yeniden kazandırılması için bir çözüm sunmaz ve cezalar suç oranının düşürülmesine de bir katkı sağlamaz. Kanaatimce bu durum, mutlak teorilerin en önemli eleştiri noktalarından birini oluşturmaktadır.

Mutlak teorilere karşı bu eleştiriler, zaman içerisinde cezanın amacının geleceğe yönelik fayda sağlamak olduğunu savunan nisbi teorilerin ortaya çıkmasına zemin oluşturmuştur.

2.Nisbi Teoriler:

Mutlak teorilerin aksine nisbi teorilerde cezanın amacı işlenen suça karşılık vermek değil,ileride başka kişilerce tekrar aynı suçların işlenmesini önlemektir.Nisbi teoriler cezanın suç işlenmesini önleyici işlevini esas alır bu sebeple genel önleme ve özel önleme olarak 2 ayrı başlıkta incelenir.

Genel önleme kısaca bir suçluya verilen ceza ile toplumdaki diğer bireylerin bu suçu işlemekten caydırılmasıdır.Örneğin hırsızlık suçuna öyle bir ceza verilmeli ki kimse hırsızlık yapmaya cesaret edemesin. Bu görüşün önemli temsilcilerinden biri Paul Johann Anselm von Feuerbach ‘dır.

Feuerbach'ın ceza hukuku anlayışının merkezinde hukuki belirlilik yer alır. Hukuki belirlilik,hukuk devletinin temel ilkelerinden biridir. Bu kavrama göre birey neyin hukuka uygun olduğunu neyin hukuka aykırı olduğunu önceden öngörebilmelidir. Bunların kanunda açıkça belirtilmesi ve kime göre?neye göre?gibi sorulara mani olacak biçimde açıklanması gerektiğini savunur. Yani kısaca Feuerbach, suçların ve bunlara uygulanacak cezaların önceden kanunla belirlenmiş olması gerektiğini savunmuştur. Ona göre cezanın caydırıcı olabilmesi, bireylerin hukuki sonuçları önceden öngörebilmesine bağlıdır. Cezanın temel amacı, işlenmiş bir suça karşılık vermekten ziyade yeni suçların işlenmesini önlemektir. Bir kişiye verilen ceza yalnızca o kişiyi değil, bu cezayı gören toplumdaki diğer bireyleri de suç işlemekten caydırmayı hedeflemektedir. İşte bu nedenle bu anlayışa genel önleme deniyor.

Genel önleme,toplumun geneline yönelikken özel önleme doğrudan suç işleyen bireye yöneliktir.

Özel önlemenin temel amacı;suç işleyen bireyin tekrar suç işlemesini önlemek,suç işleyen bireyi topluma kazandırmaktır. Bu teoride cezalar yalnızca yaptırım olarak görülmez,suç oranlarının düşürülmesi adına da çözümler sunar.



Gördüğümüz gibi suçlular topluma kazandırılmaya çalışılmadığında tekrar suç işlemeye meyilli oluyorlar ve suç oranları giderek artıyor.Bu nedenle modern ceza infaz sistemlerinde eğitim faaliyetleri, meslek edindirme programları ve psikolojik destek gibi uygulamalar, özel önleme anlayışının bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bununla birlikte özel önleme teorisi de eleştirilerden tamamen uzak değildir. Her suçlunun aynı yöntemlerle topluma kazandırılmasının mümkün olmaması ve bazı suç tiplerinde bu amacın gerçekleştirilememesi, teorinin zayıf yönleri arasındadır. Kanaatimce nispi teoriler, mutlak teorilere kıyasla cezanın toplumsal işlevini daha geniş bir bakış açısıyla ele aldığı için en çözümcül teoridir.

3.Karma Teoriler

Mutlak teoriler yalnızca adaletin sağlanmasını,nisbi teoriler ise toplumcu faydayı ele almıştır. Fakat iki yaklaşım da zamanla tek başına yetersiz kalmıştır. Bu teorilere göre cezanın tek bir amacı yoktur. Cezalar hem işlenen suça karşılık vermek için hem de diğer bireyleri bu suçları işleme fikrinden uzak tutmak için vardır. Aynı zamanda bu teoriye göre ceza,suçlunun tekrar topluma kazandırılmasına da hizmet etmelidir.

Günümüzde Türk Ceza Hukuku da aralarında olmakla beraber birçok hukuk sistemi büyük ölçüde bu anlaşıyı benimsemiştir.

Sonuç olarak devletin neden cezalandırdığı sorusuna verilebilecek tek ve net bir cevap vermek mümkün değildir.

"Devlet neden cezalandırır?" sorusunun kesin bir cevabı yoktur. Çünkü bu soruya verilen her cevap, yalnızca cezanın amacını değil; adalet anlayışımızı, hukuk devletine bakışımızı ve nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizi de yansıtmaktadır.

Kaynakça:

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

Sururi Aktaş,Cezalandırmanın Amacı Üzerine



Havva Begüm Tokköz,Cezalandırmanın Amacı ve Bu Bağlamda Ütopyalar Üzerine Bir Değerlendirme

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

bakış

Bir sabah uyanıp aynaya baktım ve gördüğüm simanın bana ait olmadığını hissettim. Kimdi bu? Kendine yabancılaşmak böyle bir şey miydi? Sartre, l’existence précède l’essence der; yani varoluş özden önce gelir. Bu, insanın doğduğundan beri süregelen bir özünün olmadığı anlamına gelir. Yani biz, kendi seçimlerimizle kim olduğumuzu buluruz, kendimizi yaratırız. Ama işte tam olarak bu noktada yabancılaşma başlar. Bu özgürlüğün ağırlığı insanı korkutur ve kişi kendini yaratma sorumluluğunu reddeder. Başkalarının tanımladığı rollerde hayat bulur kişiliği ve kendine uygun olmayan kalıplara sığmaya çalışır. Böyle bir durumda kişi, olmak istediği kişiye değil, toplumun gözündeki kendine dönüşür. Özgürlükten kaçar. Sartre buna mauvaise foi , yani kendini kandırmak der. “Ben buyum, elimden bir şey gelmez, böyle yaratılmışım.” tarzında cümleler kuran kişi, kendi özgürlüğünü ve iradesini inkâr eder. Artık kendi varoluşunu belirleme yetkisini başkalarına vermiştir. İnsan, kendisi olmaktan korktuğu i...

Ölüm yaşamı anlamsız kılar mı?

Ölüm bütün canlıların mahkum olduğu sondur. İnsan bu canlılar içerisinde hayatta bir anlam arayan bir Tanrı arayışına giren merak eden tek varlıktır. Peki hayatta bir anlam olmak zorunda mıdır? Hayatı anlamlı kılan nedir?Herkes kendi hayatının anlamını oluşturabilir mi? Bir hiç uğrana anlamsız bir hayat yaşayıp ölürsen ne olur? Bu sorular daha uzar.Net bir cevabı da yok zaten. İnsan sürekli hayatına anlam katma amacıyla kendini bir şeyler üretmeye ,bir şeylerle meşgul etmeye mahkum ediyor. Aman boş durmayayım. Şu beceriyi de edineyim. Bunu da öğreneyim. Çoğu güzel ve anlamlı hayat olarak bunu görüyor belki de. Peki anlamlı bir hayat kendini geliştirmek ve gerçekleri aramak sorgulamaktan mı ibaret yalnızca?Hiç sanmıyorum. Bana kalırsa bu saydığım her şey tüm insanların aklının bir köşesinde olmalı fakat bence hayata asıl anlam katan şey duygulardır ,anlardır.Herhangi güzel bir anda insan yıllarca takılır kalır bazen. Bu anlar ölünce de unutulmaz belki de kim bilir. Anlamlı bir hayat güz...

l’absurde

İnsan, anlam arayan bir varlıktır; dünya ise suskundur, der Albert Camus. İnsan, “Hayatın anlamı ne? Neden yaşıyoruz?” gibi sorular sorar; dünya ise sessizdir. İnsanın anlam arayışı ve bu arayış sürecinde evrenin sessizliği, insanın içinde hayatının en büyük çelişkisini oluşturur. Bu sessizlik bizleri çok ağır bir yüzleşme ile karşı karşıya bırakır: saçma. Tam da bu noktada Camus, saçmayı bir duygu olarak görmekten ziyade; evren ile insan arasındaki kavganın, yani çelişkinin ismi olarak ele alır. Biz hayatta bir anlam ararız; dünya ise umursamaz ve dönmeye devam eder. Bu yüzden çelişkiden kurtulunamaz. Buna karşılık insanın önünde üç yol belirir. İlki, hayatı sonlandırmaktır, yani intihar. Eğer hiçbir şeyin anlamı yoksa, yaşamın da bir anlamı olmayacağını düşünenler için bu bir çıkış yolu gibi görünür. İkinci yol, Camus’nün “felsefi intihar” dediği şeydir. Bu, Tanrı’ya, mutlak değerlere ya da metafiziğe sığınmakla ilgilidir. İnsan, anlamı kendisi bulamayınca onu dışarıdan, “yapay” şeki...